ÖMÜR BOYU CUMHURBAŞKANI OLMANIZ İSTENİRSE…
1930 yılının sonbaharında Türkiye’nin geneline taşınan bir iddia ve Kurucu Cumhurbaşkanımızın Atatürk’ün desteği çok önemlidir.
Yarın Gazetesinde, Fethi (Okyar) Bey’in Serbest Fırkayı kurarken Atatürk’e “kaydı hayat şartı ile Cumhurbaşkanlığı kalma teklifinde” yer alan haberi yer alır.
Bunun üzerine ek işleyişin 26 Eylül 1930 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yer aldığı gibi, diğer bazı İstanbul gazetelerinin Ankara’da bulunan başyazarları Atatürk’e şu soruyu yöneltirler:
“Farzı muhal olarak, vaki olabilir bu hizmetlerden bir teklife karşı görüşlerinizi bilgileri ve Türkiye kamuoyuna duyurmanız gerekir.”
Bu oyunun Atatürk’ün cevabı şöyledir:
“— Bana öteden beri bu ve buna mümasil tekliflerde bulunanlar çok olmuştur . Siz ve kamuoyunda bilmelisiniz ki bu yoldaki teklifler beğenmemiş gitmemiş ve gitmez.
Benim gayem Türkiye’de, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nde millet hâkimiyetini takviye etmek ve ebedileştirmektir. Dediğiniz gibi bir teklif benim idealimimin dışında kalmayıp bir manada telâkki ederim.”
Demek ki Atatürk’e buna benzer teklifler daha önceden gelmişti. “Bu ve buna benzer” derken, kendisine Cumhurbaşkanlığı yanında, Halife olması yönünde yapılan teklifler ve telkinleri kastettiğini anlayabiliyorum.
Bu tarzda 1930’dan çok kalıcı vaatlerin sonuçları. 16 Ocak 1923 Salı günü İzmit’te yaptığı ilk basın toplantısında bu fikirlerinden bahsedilmişti. (Bu tarihi basın toplantısının özetini Kocaeli Gazetesi Başyazarı Tanzer Ünal’ın 16 Ocak 2026 tarihli köşe yazısında okuyabilirsiniz.)
Bu basın toplantısında “Milli irade devredilemez. Millet hakimiyetini Meclis’te uygulamadan daha iyi bir bakım yoktur. Kanun Meclis’ten çıkar” sözlerine sadık kalanlar kaldı.
**********************************
BAŞKANLIK SİSTEMİNİ HİÇ İSTEMEDİ
Başbakan İsmet İnönü’nün istifası ve tekrar atanması (25-27 Eylül 1930) arasında yaşanan tartışmalar sırasında Atatürk’ün Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı yetkilerini kendinde toplayarak bölgesel yönlendirmesi ihtimali de tartışılmıştır.
Yine de ekte sunduğum 4 Ekim 1930 tarihli Cumhuriyet Gazetesinin haberinde verildiği gibi, Atatürk’ün bu olaylardan şu şekilde yanıt verin:
“Bir zaruret olur da arkadaşların ve milletin genelinin korunmasıyla Başbakan olmam gerektiğini mutlaka hatırla. Ancak aynı zamanda Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini kullanmam kanunen mümkün değildir.”
“Amerikan ülkesinde memleketimizde tatbik etmeği hiç hatırıma getirmedim. Sistemsiz ve kanunsuz hizmetler Reisicumhurlukla Başvekâleti bozmayı asla düşünmedim. Ve düşünecek adam değildim, bütün milletçe malûmdur zannederim.”
Yani Atatürk, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı yetkilerinin birleştiği bir Başkanlık sisteminde asla doğru bulmadığını ifade etmiştir. İsteseydi, bu yetkileri elinde toplayabilecek imkan ve kudrete sahip olduğu halde Başkan olmak gibi bir girişimde bulunmamıştı.
Geniş kapsamlı bu tarihler Avrupa’da ve diğer demokrasi yerine otoriter rejimin güçlenmekte olduğu bir dönemdir. Parlamento sisteminin gerekliliği olan partisiz Cumhurbaşkanlığı uygulaması çok nadirdir. Nitekim aynı tarihlerde Ağaoğlu Ahmet’in yazdığı özette “riyaseti kişilerin kayıtlı olması düsturu her türlü gerçeklikten uzak bir riyakarlıktır. Meşrutiyet döneminde kalma bir hatıradan ibarettir” diye “partili Cumhurbaşkanının olduğu bir parlamenter sistemi” savunmuştur.
Bu durumlarda Atatürk’ün Başbakanı ve Cumhurbaşkanı yetkilerini kendinde toplamış bir tek adam olmama tercihi daha da önem kazanmaktadır.
****
Türkiye, kurucu lider Atatürk’ün bu temel tercihinden yıllar sonra vazgeçti. 16 Nisan 2017 referandumu ile kabul edilen ve Cumhurbaşkanlığı Sistemi adı verilen yeni sistem 9 Temmuz 2018’den itibaren uygulanmaya başladı. Artık Başbakanımız yok, devletimizi Başbakanlık yetkisini de üzerinde toplayan bir partili Cumhurbaşkanı yönetiyor.
Eğer bu sistem başarılı oldu diyorsanız, Atatürk’ün bu konuda uzağı göremediğini söylüyorsunuz. Ancak bu sistem başarılı değilse Atatürk’ün bütün temel meselelerde olduğu gibi uzağınızda milletini zamanında yerine getirmediğini.
**********************************
CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİ BAŞARISIZ
Parti programlarında parlamento sistemi, güçlerin ayrılığı, başarısızlıkyi savunan AKP ve MHP “Eğer Anayasa lidere uymuyorsa, Anayasayı lidere uyumuruz” anlayışıyla sistemi değiştirildiler, “Cumhurbaşkanlığı sistemi” yükseltildiler.
Sistem değişikliğini getiren 2017 referandumu öncesinde “Türkiye şahlanacak”, “Başkanlık gelecek işler hızlanacak, istikrar gelecek ” dediler.
Ayrıca “BAŞKAN yüzde 50+1 oyla seçilecek için opsiyonlar devri de kapanmış olacak.”
Güya daha “sert bir kuvvetler ayrılığı sistemi” olacak, iktidar daha sıkı denetlenebilecekti.
Tam tersi oldu: Yasama, yürütme, yargı tamamen basın/medyanın yüzde 90’ı tek kişinin kontrolüne girdi.
Sonuç ne oldu?
Dünyanın en uzun süre devam eden, çok yüksek enflasyon oranı bizde. Yaygın ve derin bir zayıflığın sonucu toplumsal bölünme ve umutsuzluk.
Kurumlar ve organizasyonlar bile bozuldu. Kurallar herkese uygulanmaz, belli kesimler ayrıcalıklı ve dokunulmazdır.
Uyuşturucu ve organize suçlar çocuk yaşlarına kadar indi. Her gün torbacılar ve ünlülerin gösterişli operasyonları yapılıyor. Bazen tonlarla doluşuyor, baronlar ortada yoklar.
Devlete emanet edilen altınlar, antika eserler, kişisel bilgiler çalınıyor. Kamu yönetimindeki görev alan sahtekârlar her türlü sahte evrak düzenleyebiliyor.
Eğitim, sağlık, güvenlik gibi vücudun bütün temel yapısında geniş sorunlar var.
Gençler ekonomik sıkıntıdan evlenemiyor, evleniyorlarsa çocuk yapabileceklerinden korkuyorlar. Nüfusumuz artmıyor, geriliyor. Geleceğimizin karanlığı.
Dış politikadaki U dönüşleri milli onurumuzu yerle bir ediyor.
****
Demek ki Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı yetkilerini tek adamda toplayan Başkanlık sistemi çok başarısız.
Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı yetkilerinin tek kişide toplandığı sistem, istikrar değil, derin bir yönetim değişikliği doğurdu.
Demek ki Atatürk bu konuda da uzağı görmüştü; Kişisel kudrete değil, kurallara ve kurumlara dayalı bir devlet düzenini özellikle tercih etmektedir.
Ruhittin SÖNMEZ
19.01.2026


![]()










