BASKILARA KARŞI MİLLİ DİRENİŞ
Dünyadaki çoğu gelişmiş veya gelişen devletler “karşılıklı ilişkiler” ilişkisi içindedir. Tek başına dünyayı yönetebilen bir devlet yok.
Bunun için devletler çeşitli seçeneklerin çatısı altında farklı ticari, siyasi, dini, teknolojik işbirlikleri ile dünya daha yaşanabilir, daha gelişmiş bir gezegen haline getirme çabalarının bileşenidirler.
Elbette bu ülkelerin bir kısmı emperyalist ve sömürgeci egemenliklerini tamamen terk etmiş değiller. Ancak bazı sorunlar küreselda insanlık birlikte çözüm üretmeye mecbur kalmakta. Savaş ortamına veya boyut büyümeden bu mecralarda görüşmeler yoluyla çözüm aramatalar.
İnsan hakları, özgürlükler geçen yüzyıllara göre daha iyi durumdaysa bu da yine belli yapılar altında devletlerin aralık ortaklarından genel olarak feragat ederek ilkelerin uygulama çabasının eseridir.
Türkiye “bağımsız bir devlet” olmasına rağmen, kendi iradeleriyle Birleşmiş Milletler, AB, NATO gibi uluslararası olanların üyeleridir. Birçok uluslararası sözleşmenin tarafıdır. Bu seçeneklerin çatısı altında veya bu sözleşmeler kapsamındaki diğer devletler gibi Türkiye’den tamamen bağımsız değildir.
Bu yeteneğimiz Anayasamızın 90. Maddesi’ne göre, “milletlerarası sözleşmeler kanun hükmündedir.(Hatta) Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurmaz.”
Türkiye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) tarafıdır. Avrupa İnsan Haklarının (AİHM) kararlarına uygunluğu konusunda taahhütte bulunulmuştur. AİHS’ne taraf olmak Türkiye’ye çok şey kazandırdı.
****
Bu tespitlerimi 12.10.2021 tarihli bir köşe yazımda yapmıştım. Ancak burada başka bir hususa dikkat çekmek istiyorum:
Bürolarda örgütlenme yer almakta, Türkiye’nin küresel yapısının görünümü, ekonomik dayanıklılığı ve manevra kabiliyeti genişlemesi genişletilmiştir.
Ancak karşılıklı ilişkiler eşitler arası ilişki gerektirir. Bir tarafın diğer tarafa hükmettiği, tehdit ve yaptırımların uygulandığı düzene “bağımlılık” değil, “baskı rejimi” denir.
Mevlana’nın “Genç ilerleyişinde tek gelişme ilerlemeyi öğrendim, sonra kalabalıklarla yürümeyi gördüm; asıl grubun kalabalıklara karşı olması okuma okuma” sözü, aralıklar– kolektif–onurlu direniş çizgisini özetler.
Aynı çizgi modern uluslararası kullanımlarda da geçerlidir . İşbirliği gereklidir , mümkündür, mümkündür, ama teslimiyet doğru ve zorunludur.
**********************************
EMPERYALİZMİN BASKI MEKANİZMALARI
Bugün emperyalizmin baskısı sadece tanklar ve füzelerden ibaret değil Ekonomik yaptırımlar, askeri teknoloji ambargoları, operasyon gözdağı, yargıyı araçsallaştırma, medya gücü ve vekil örgütler üzerinden katılan çok katmanlı var.
Bu modern baskı rejiminin somut örneklerini özellikle ABD–İsrail uygulamasının uygulanan mekanizmalarda görüntülenebilmesi.
Türkiye’nin F-35 programının tek parçalarının çıkması bunun açık bir göstergesidir. Türkiye’nin NATO ortağı olmasına, 1,4 milyar dolarlık ödeme yapmasına rağmen, bu savunma sanayii zincirinden dışlanmıştır. Böylece F-16 modernizasyonu ve yeni F-16 satışı yıllar boyu siyasi şartlara bağlanmıştır.
S-400 alımı üzerinden Türkiye’ye uygulanan CAATSA yaptırımları, bir NATO müttefikine ilk kez başlandı.
Bu yaptırım, savunma programını kullanan Türkiye’yi diğer alanlarda da “itaat” çizgisine çekme girişimidir. (Bu baskının Türkiye’nin politikalarında kesin sonuçların doğurduğu yönde değerlendirmeler yapılmaktadır.)
Ekonomik alanda ABD’de açılan Halkbank durumu ve finansal tehditler, hukuki genişleme ancak siyasi amaçlı adımlardır. Türkiye’nin enerji projelerinin engellenmesi. (Doğu Akdeniz doğal gazının Avrupa’ya Türkiye üzerinden aktarılmasını engelleme, bunun yerine İsrail–Yunanistan–GKRY üçgeninde Türkiye’yi dışlayan projeler fonlaması.) Bu, Türkiye’nin enerji koridoru olma potansiyelini en aza indirme çabasıdır.
Suriye’de PKK/YPG (SDG)’nin “ABD’nin kara gücü” ilanı , terör saldırılarına 50 binden fazla silah sigortası, Türkiye’nin sınır güvenliğine karşı açık bir tehdittir. Bulere örgüt meşruiyet kazandırma girişimleri, Türkiye’nin iç işlerine yönelik strateji baskı araçlarıdır.
Tüm bu örnekleri bir araya getirerek tablo nettir:
ABD/İsrail/AB Türkiye’yi “eşit ortak” olarak değil, “kontrol edilebilir aktör” olarak görmek istemiyor.
**********************************
TÜRKİYE’NİN BASKIYA AÇIK ALANLARI
Elbette dış baskıların etkili olmasının nedeni, içerideki zafiyetlerimizdir . Yargının bağımsızlığı tartışmaları, ekonomik kırılganlıklar, kurumsal oluşumlar ve toplumsal kutuplaşmalar… Bunlar dış baskılar için uygun bir zeminden oluşuyor.
Türkiye’nin ekonomisinde dış borç oranı yüksek olduğunda, finans piyasaları üzerindeki uluslararası etkiler daha sert hissedilir. Hukuk devleti algısı zayıf olduğunda, uluslararası alanda Türkiye’nin itirazları daha az karşılık bulur. Ayrılık ilkesinden uzaklaşıldığında, bağımsız olarak kaldığında, müttefik ülkeler Türkiye’ye “ders verme kuvveti” kendilerinde görür.
Türkiye bu zaaflarını tedavi edemediği zamanlarda, dış baskıya tam direnç üretemez. Savunma sanayiinde sürdürülebilir başarılar, dış politikadaki özerk adımları atabilmemiz ve sürekli etkin aktör olabilmemiz iç hukuk düzeninin güvenilirliğine; ekonomik istikrarın kalıcılığı; toplumun ortak milli meselelerinde birlik hâlinde bulunduklarına bağlıdır.
**********************************
MİLLİ MUKAVEMET (ULUSAL DİRENÇ) NASIL İNŞA EDİLİR?
Türkiye’nin küresel sistemdeki geleceği ne yalnızlaşmakta ne de teslimiyettedir. Yol, Atatürk’ün tanımladığı şekilde “tam aralıklarla” dır. Yani siyasal aralık, ekonomik aralık, hukuki aralık, kültürel aralık ve askeri bağımsızlığın bir arada olduğu bir sistem.
Bu bağımsızlığın dört temel taşı vardır:
Hukukun kazancı, Yargının bağımsızlığının, AİHM ve AYM kararlarına uyum, öngörülebilir hukuk dış baskılara karşı en güçlü kalkandır. Yargı gerçekten bağımsız olsa da kimse mahkemenin ceza verdiği bir hükümlü papazı bile isteyemezdi.
Ekonomik olarak kullanılabilir. Yüksek teknoloji üretimi, enerji bolluğu, tarım ve gıda fiyatlarının karlılığı, dış borç temizliği olmayan dış baskılar etkili olmaz.
Milli direniş için devlet kuralları liyakat ve bilim esasına göre çalışmalıdır. Ekonomik kurumlar bağımsız olmalı. Güçlü kapasite kadrosu gerekli. Kurallar herkese eşit olarak uygulanmalı. Böyle kesilmiş dış baskılar zarar vermez.
Toplumsal birliğin sağlandığı, kutuplaşmanın olmadığı, milli bölünmenin ortak durma sergileyen bir siyasal kültür, gelişen ülkeler de dış baskılara dirençlidir.
Türk Milleti, dış baskılara dirençli büyük bir millettir. Tarih boyunca dış stresler karşısında diz çökmemiş, ama kör bir yalnızlaşmaya da sapmamıştır.
Bugün de işbirliğini reddetmeden; ancak tek para mayıs ayında çözülerek çözümleri devam ediyor.
Ruhittin SÖNMEZ
11.12.2025
![]()










